Kod Dostu

Ben bir karış dahi olsa vatan toprağını satmam, zira bu vatan bana değil milletime aittir. Milletim de bu toprakları ancak aldığı fiyata verir. Çünkü bu topraklar kanla alınmıştır, kanla verilir! Sultan II.Abdülhamid

31 Eki 2013

TÜRKİYE RUS SINIRINA ASKER YIĞIYOR

Amerikan Gazetesi San Francisco Call 2 Mayıs 1912

"TÜRKİYE RUS SINIRINA ASKER YIĞIYOR"

Kürtler, Türkler ve Araplar Türkiye-Rusya sınırında toplanmaya devam ediyor. Yerel gözlemciler sayının 100.000'i bulduğunu bildiriyor.. Rusya ile savaş kapıda..

Abdullah Cevdet; “Sultan Hamid hakkında yüz yalan uydurdum. Bazısına kendim de inandım”


İttihat ve Terakki’ye dönüşecek İttihad-i Osmani Cemiyeti adlı gizli örgütü kuran beş mason tıbbiyeliden birisi ateist Abdullah Cevdet idi, Osmanlı’yı içten yıkan İttihat ve Terakki’de pek çok misyonlar yüklenmiş din-karşıtı biriydi.. 

Abdullah Cevdet; “Sultan Hamid hakkında yüz yalan uydurdum. Bazısına kendim de inandım” demekten kendisini alamamıştır.! 25 sene boyunca aralıksız olarak yayınlanacak İçtihat dergisi aracılığıyla İslam’a ve Hz. Muhammed’e sallallahu aleyhı ve sellem’e sürekli sözlü saldırılar ve iftiralar içeren yazılar yayınladı.

 Sultan Abdülhamid’i eleştiren yazılar yazdığı için Avrupa’ya kaçmışken, orada da jöntürkleri padisaha jurnallemekten(ispiyonlamak) geri kalmaz. 

Osmanlı’nın tarih sahnesinden çektirilmesinden sonra ise Sağlık Umum Müdürlüğü’ne getirilir. 


Latin harflerinin kabul edilmesini savunarak, Arap harflerinin içtimaî geriliğimizin bir nedeni olduğunu öne sürdü. 

Kadınlara ilk kez genelev vesikası verilmesi uygulamasını başlatan yine Abdullah Cevdet’dir. 


Abdullah Cevdet’in, “Bu milleti adam etmek için Batı’dan damızlık erkek gerekir” sözü meşhurdur.

Bir diğer meşhur sözü: “kafası muhit’i(çevresi) 16 pus(inç) olmayan adamlar ahmak olurlar, dimağın gayri tabii derecede küçüklüğü nişane-i eblehiyet’tir(ahmaklık göstergesidir)“ 


İngiliz Muhibler(Sevenler, Dostlar) Cemiyetini kurdu. Ayrıca İngilizlerle işbirliği yapan Kürdistan Teali Cemiyetinde de önemli roller aldı.


İtilaf devletlerinin Çanakkale Boğazı’nı muhasara etmesi ve genel olarak Çanakkale Savaşı ile ilgili olarak “medeniyet kapımıza kadar geldi, biz geri teptik” yorumunu yaptı.


Zamanın modasına uyar ve Darwinizmden hareketle biyolojik materiyalizmi savunur.

Kaynakça: Tanzimattan Cumhuriyete Türkiye Ansiklopedisi, c.2, sf.368



-------------------------------------------------------------------
ilgili bölüm
Abdullah Cevdet; “Sultan Hamid hakkında yüz yalan uydurdum. Bazısına kendim de inandım”

BİR ABDULLAH CEVDET HİKAYESİ…


Abdullah Cevdet kimdir
-------------------------------------------------------------------

LAİK ZİHNİYET YABANCI YARDIMIYLA ULU HAKAN II. ABDÜLHAMİD HAN’I BÖYLE KÖTÜLETTİ !.


Osmanoğulları imparatorluğundan israiloğulları cumhuriyetine


Yavuz Sultan Selim

Yavuz Sultan Selim 

**********

Yavuz Sultan Selim Han sefer planlarını gizli tutardı. Ordu hazır olurdu ancak seferin nereye hangi güzergah üzerinden gideceğini son ana kadar kimse öğrenemezdi.

Hasan can destur alarak Padişâhın yanına girdi. Sefer güzergahı hakkinda bilgi almak istemişti.

Yavuz Sultan Selim sordu : "sır tutmayı bilir misin Hasan Can ?"

Hasan Can heyecanlanmışti " Evet " dedi zaten padişahın can dostuydu.

Yavuz şöyle bir tebessüm etti 

"Bende bilirim Hasan "

Hasan anlayamadı sır 2 kişi arasında olurdu biri padişahsa diğeri kimdi ? 

kendisi değilse başkası olamazdı olsa bile mutlaka bilirdi bu sır kimin arasındaydı??

**********

Sefer hazırlıkları son hiz yapılmış ordu hazırdır. Ancak günler geçmiş Yavuz Sultan Selim bir türlü "hadi gidiyoruz " dememiştir . Sanki sanki bir işaret beklemektedir. Gece gündüz odasına kapanıp ibadet etmekredir..
En yakın dostu sır arkadaşı Hasan Can’ı arayıp sorar.

-Nerelerdeydin göremedim seni ?

-Birazcık dalmıştım hünkarın.

-Öyleyse rüyanı anlat

-Şaşıran Hasan Can "dikkate değer bir rüya gördüğümü hatırlamıyorum efendim" der.

- Olacak işmi! Hasan,insan uyurda rüya görmezmi? Görmen lazım
Hasan Can üzerindeği şaşkınlığı atmadan ,Yavuzun yanından kendi kendine konuşmaya Başlar.” Tuhaf der sultan bir işaret bekliyor ama acep ne olaki der .“

Dişarı çikar tam bu esnada başka bir hasan 'Kapıcı başı Hasan efendi' Hasan Can’a yaklaşır.” Ben der garip bir rüya gördüm,fakat bunu şimdi sultana nasıl anlatmalı ?

Hasan can bir taraftan şaşırır,bir taraftanda aradığı inciyi bulmuş gibidir. tuttuğu gibi Hasan Efendiyi çıkarır yavuzun karşısına:

- Hünkarım akşam çadırınızın önünde nöbet tıutmakta idim.Bir ara dalmışım yada öyle sanıyorum zira mekan aynı mekandı ve ben ayaktaydim.. ama sanki uyumadım yani yarı uyanıktımYakaza gibi bir haldi baktım dört atlı 
Çadırınıza doğru yaklaşıyordu.Hemen davrandım karşılarına çıktım.Güya kendilerine kimsiniz Necisiniz diye soracaktım.Ancak betim benzim soldu.Dona kaldım.Bir farklılık vardı atlar o kadar asildiki ayakları yere basmıyordu.Atlar hem heybetli hemde sevimli idi.Ziyaretciler Hünkarımızı sordular.Çadırdan dışarı ışık sızıyordu kendileri 'meşgül olmalılar' dedim.Öndeki atlı 'iyi dedi rahatsız etme sabahleyin geldiğimi iletirsin.Efendimiz Muahmmed Mustafa Sallallahü eleyhi ve sellem Selim hana selam söyledi ve buyurdular ki;” Haremeyn’inhizmeti kendisine verildi.” Asil atlarla gelen nurani şahsiyetler geldikleri gibi hızla uzaklaştılar.Bir anda gözden kayboldular.Arkalarında helezon bir çizgi bıraktılar..Tam gideceklerdi "durun siz kimsiniz ? "Dedim 

Öndeki "Nasıl tanımazsın ?ben Ebubekir bu Ömer bu Osman bu da Alidir"

Yavuz heyacanlanmıştır.Gözyaşları içinde rüyayı dikkatlice dinler ve hasan cana dönerek tarihe altın harflerle yazılacak şu sözü söyler.

” Bilmezmisin ki Hasan Can biz emir olunmadıkça şurdan şuraya kıpırdamayız "

**********

Yavuz Sultan Selim, Mısır Seferi’nden başarılı dönmüştü. Bütün halk toplanmış onu şehre girerken alkışlamak için sabırsızlanıyordu. Ama Padişah, gece olmadan şehre girmek istemiyordu.

Bunun sebebini herkes merak ettiği halde hiç kimse sormaya cesaret edemiyordu.
Sonunda büyük alimlerden olan İbni Kemal:
“Padişahım, bir maruzatım var,” dedi.
Padişahın:

“Efendi, ne istediğin varsa hiç çekinmeden söyle,” demesi üzerine İbni Kemal cevabı merak edilen soruyu şöyle sordu:

“Askerler merakta, bütün halk sokağa dökülmüş, sizi alkışlamayı beklerken siz hala şehre girmezsiniz. Bunun sebebi hikmeti nedir?”

Yavuz Selim şu şahane cevabı verdi:
“Efendi, bizi hala tanıyamadın mı? Biz; şan, şöhret ve alkış toplamak için değil,

Allah rızasını kazanmak için savaşırız!.

**********


Mısır Seferinde Yavuz Sultan Selim'in Hiç Bir Kayıp Vermeden 13 Günde Geçtiği SİNA ÇÖLÜ'nü bundan 200 yıl sonra Napolyon'un askeri geçemeyip susuzluktan çıldırıp birbirlerini vurduğunu biliyor muydunuz ?

1.Dünya Savaşında Onca Teknolojiye, Tanka,Kamyona Karşın 11 Günde Bu Çöl Anca Geçilmiştir.

Yavuz Selim'in Nasıl Geçtiğini Öğrenmek İsteyen Amerikalı Üniversiteler Bir Çok Kürsü Kurup Birşey Anlayamayıp Şaşkın Kaldılar.

O Cevabı Biz Verelim :

Bir ara Yavuz Sultan Selim Hz.leri atından inip yaya ilerler bu hal üzerine orduda attan inip yaya giderler sebebi sorulduğunda ise o büyük halife derki alemlerin efendisi Hz.Muhammed (s.a.v) efendimiz ordumuzun başında yaya giderken ben nasıl at üzerinde gideyim demiş. 

**********

Sultan Selim Padişah olmadan önce Şah İsmail'in ülkesine gider ve saraya girmenin yollarını arar.Birden aklına Şah İsmail'in satrancı çok sevdiği geLir ve köylerde kasabalarda santranç oynayarak nam salar.

Şah İsmail bu kişiyi merak eder ve sarayına çağırır.Yavuz Sultan Selim ve Şah İsmail satranca başlarlar.Biraz zaman geçtikten sonra Yavuz Sultan Selim Şah İsmail'i Şah Mat eder ve yener.

Şah İsmail bu duruma kızar ve Yavuz Sultan Selime ; "Sen Nasıl Şah'ını Şah Mat Etme Cürretinde BuLunursun" diyerek tokat atar.

Yavuz Sultan Selim özür diler ve ülkesine döner. Aradan zaman geçer ve Şah İsmail ile Yavuz Sultan Selim bir savaşta karşı karşıya gelir.

Yavuz Sultan Selim, Şah İsmail'i yener. Ardından o meşhur şiirini yazar:

Sanma Şahım / Herkesi Sen / Sadıkhane / Yar OLur
Herkesi Sen / Dost mu Sandın / BeLki oL / Ağyar OLur
Sadıkhane / BeLki oL / aLemde / Serdar OLur
Yar OLur / Ağyar OLur / Serdar OLur / DiLdar OLur

**********

Osmanlı ordusu Mısır seferine giderken haliyle bağlık bahçelik yerlerden geçiliyordu. Salkım üzümler, olgunlaşmış elmalar, armutlar ve daha türlü türlü meyvalar vardı.

Ordu Gebze yakınlarında konakladığı zaman, Yavuz Sultan Selim,'in içine bir şüphe düştü:

- Acaba askerim sahibinden izinsiz üzüm ve elma koparmış olabilir mi? diye düşünüyordu. Hemen Yeniçeri Ağası'nı çağırdı ve durumun araştırılmasını emretti.

Heybeler - torbalar araştırıldı, iyice soruldu ama, asker üzerinde hiç bir iz bulunamadı. Yeniçeri Ağası gelip durumu söylediğinde Padişah rahatlamıştı. El açıp dua etti:

"Ey Allah'ım!.. Bana haram yemeyen bir ordu ihsan ettiğin için Sana şükürler olsun."

Sonra Yeniçeri Ağası'na dönüp şunları söyledi:

"Eğer askerlerim içinde bir tek kimse sahibinden izinsiz bir meyve koparıp yese idi, Mısır seferinden vazgeçerdim. Çünkü hay ağa, haram yiten bir ordu ile beldelerin fethi mümkün olamaz!.."

30 Eki 2013

Cumhuriyet ve ilanı hakkında ne dediler?


Cumhuriyet ve ilanı hakkında ne dediler?

Kazım Karabekir Paşa, Cumhuriyet’in “dikte” edildiğinden şikayetçi:

“İstiklâl Harbi’nin tehlikeli günlerinde sonuna kadar feragat, fedakâr arkadaşlarının rey ve irşadına ihtiyaç gösteren M. Kemal Paşa artık muzaffer bir başkomutan sıfatıyla maiyet komutanlarına Cumhuriyeti dikte ettirmiştir. Eski arkadaşlarının rakip olabileceği endişesi ile sui şahsiyetler icadı da lâzım gelmişti; bunun için eski arkadaşlarını kötülemek lâzımdı. Bunu da hakkıyla yapmıştır.”[1]

Sadece Karabekir Paşa değil tabii…

Rauf Orbay’ın Cumhuriyet’in ilanından bir gün sonra Istanbul basınına verdiği ve Cumhuriyet’in ilanında izlenmiş olan yöntemi eleştiren demeci, Halk Partisi içindeki yol ayrımının dönemeç noktasıdır. Orbay Ittihat ve Terakki deneyimine gönderme yaparak, 1908′in özgürlük umutlarının 1913′te bir parti “despotizmine” dönüşmesinin ülkeye getirdiği felaketli sonuçları vurgulamıştır.[2]

Rauf Bey; Cumhuriyetin bir günde ilanı doğru mu? sorusuna şu cevabı vermiştir:

“İcra vekilleri riyasetinden infikakım tarihine kadar bu hususta ciddi bir düşünce ve teşebbüsten haberdar değildim. Bilahare bazı zevatın mevcut Teşkilat-ı Esasiye kanununu ikmalen bir layiha projesi ihzar etmekte olduğunu matbuattan öğrendik. Ajansımızda bazen böyle bir teşebbüsün mevcudiyetini, bazen de tasavvurda bulunduğunu ve proje vücut bulursa herhalde meclis-i aliye alelusul arz edileceğini ilan suretiyle bazen teyit, bazen de tekzip suretiyle efkarı dağıttılar. Bilahare bir günde şekl-i cumhuriyetin takarrür ettirilerek ilanı halkça gayr-ı mesul zevat tarafından tertip edilen bir şeklin emrivaki halinde ihdas edildiği fikri ve endişesini hasıl etti. Halkımızın endişe göstermesi mucib-i memnuniyettir.[3]

Karabekir’in sözleri de böylece teyid edilmiş oldu.

Bu noktada haklı olarak, “o halde Atatürk neden Cumhuriyet kurdu?” diye soracaksınız. Bunu biz değil, M. Kemal Atatürk’ün yakın dostlarından Falih Rıfkı cevaplasın:

“M. Kemal de, Ismet de, nihayet, Enver gibi birer askerdirler. Ankara iktidarı, ister istemez kafasının dikine giden bir ‘askerî dikta rejimi’ olacaktır. Cumhuriyet, işin iç yüzünü ‘maskelemekten’ başka bir şey değildir.”[4]

Nitekim Fransız “La Presse” gazetesi de bu hususa değinmiş ve yayınladığı bir başmakalede şu sözlere yer vermiştir:

“Bir memlekette ki, başına hükümetin istediğini giymeyeni asarlar, orada Cumhuriyet olur mu? Sizde (Türkiye’de) Millet Meclisi mi var?”

Öte yandan aynı makalede M. Kemal de çok ağır ifadelerle eleştirilmiştir:

“Şark’ta (Doğu’da) onun gibi (M. Kemal) merhametsiz bir Firavun nâdir hüküm sürmüştür.”[5]

Türkiye’de “Cumhuriyet” adı altında yapılan zulümlere elin kafiri bile isyan eder hale gelmiş. Varın gerisini siz düşünün.

KAYNAKLAR:

[1] Kâzım Karabekir, Kâzım Karabekir Anlatıyor, Yayına Hazırlayan: Uğur Mumcu, Tekin Yayınevi, Ankara 1993, sayfa 111.

Ayrıntılı bilgi için bakınız;belgelerlegercektarih 

[2] Rauf Orbay, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e (Hatıralar), cild 3, sayfa 413, 414.
[3] Tevhid-i Efkar Gazetesi, 1 Kasım 1923.
[4] Falih Rıfkı Atay, (1961) 2004, Çankaya: Atatürk’ün Doğumundan Ölümüne Kadar, Pozitif Yayınları, Istanbul, sayfa 416.
[5] La Presse gazetesi, 9 Eylül 1928 nüshası.

Tarih ve Din Araştırmaları Kurumu / Kadir Çandarlıoğlu

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

M. Kamal'a ithaf edilen tüm başarılar hepsi Çerkez Ethem' e mi aittir ?


M. Kamal'a ithaf edilen tüm başarılar hepsi Çerkez Ethem' e mi aittir ?

Çerkez ethem zamanın en büyük milli mücadelenin askeri dehası komutanıdır : m. kemal'e ithaf edilen tüm başarılar hepsi çerkez etheme aittir....M. Kemal hazira konmustur. Milli mücadele de pek fazla emegi yoktur. 

Bunu dönemin telgraflarini incelediginizde görebilirsiniz... 

Tabi taassuptan arinmak sarti. Sürekli Cerkez Ethem'e vazife vermesinden anlasiliyor. Çerkez Ethem yunanlıları doğrarken, Kazım Karabekir paşa Ermenileri keserken, M.kamal Ankara'da kadın oynatıyordu Meclise girip mebus olmak için gün sayıyor.. Sonra Çerkez Ethem'i ve Karabekir paşayı hainlikle suçlayanda M.Kemal'dir (ingiliz siyonizm mason projesidir)

Çerkes Ethem'in Ankara'ya gelişini Halide Edip Adıvar şöyle anlatır:

"Ethem Ankara'ya silahlı kuvvetleriyle girdiği zaman sokaklar doldurulmuştu. Adamları arasında kadınlar da vardı. Ethem büyük şevkle karşılandı. Mustafa Kemal paşa otomobilini ona verdi. Bu Ankara'da bulunan tek otomobildi. Ethem TBMM'e geldiği zaman coşkunlukla karşılandı." (Dağa Çıkan Kurt)

M. kemal en büyük hainliği ihanetidir çerkez ethem'e attığın iftiradır :

döneminin en büyük askeri güçlerinden biridir ...düzensiz harekatlarda başarısıyla bilinir. kuvayi milliye komutanlarındandır.

"Beni milletime ve tarihe hain diye tanıtmışlar (mustfa kemal ve cuntası ) , gıyabında idama mahkûm edilmiş bir adamım. ama hakikatte ben, asgari bana böyle diyenler kadar vatanperverim. ve milli mücadele'de hepsinden kıdemliyim. ben hain olmaya icbar edildim, buna rağmen hain olmadım. şimdi hakikatleri açıkça konuşabilecek miyiz? hepimiz adil ve bitaraf hâkimler önüne çıkabilecek miyiz? haydi bunlar oldu diyelim; ya zihinlere yerleştirilmiş menfur kanaatleri nasıl ıslah edeceğiz. burada gurbette ölürüm, fakat hiç olmazsa günün birinde doğru tarihin hakikatları ele almasını ümit ederek gözlerimi kaparım."

Cumhuriyet Tarihinde Baştakiler. Kimi isterse o kahraman kimi isterse o hain olmuştur. Okulllarda bizlere ve küçük kardeşlerimize sahte kahramanlar büyük bir özenle gerçek kahraman gibi öğretilmiş. Gerçekten kahraman olanlar ise. hain olarak öğretilmiştir. bu Cumhuriyet tarihinin en büyük ayıbı olarakta tarihe geçmiştir. Çok şükür ki bazı sahte kahramanların düzeni bozuluyor ve gerçekler gün ışığına çıkmaya başlıyor. İşte size gerçek bir kahramanın gerçek hayatı.

Sadece Yapma Kahramanlar Unutturulmamaya Calısılır .. Gerçek Kahramanlar İse Unutturulmaya

Çerkez Ethem Hakkında En büyük yalan ise “Çerkez Ethem Yunan’a sığındı” iftirasıdır.

Bu konuda Prof. Dr. Mim Kemal Öke, “İsmet İnönü’nün her zamanki tavrıyla Çerkez Ethem ve ağabeyleri aleyhinde bazı propagandalarda bulunduğunu da söyleyebiliriz. İşte bu çerçeve içinde Çerkez Ethem arkadaşları ile Yunan ordusu ve Türk Ordusu arasında kalır İşte orada o önemli kavşakta, bir ikilem içindedir. Ne yapacaktır? İşte bu Yiğit Adam saflarında dövüştüğü Anadolu insanıyla kılıç kılıca gelmekten çekinerek, Yunanlılarla görüşerek sadece bir çıkış noktası istemiştir. Anadolu’daki mücadeleyi akamete uğratmamak ve bir savaşa dönüştürmemek için yurtdışına gitmek için bir geçit noktası istemiştir. Hatta arkadaşlarına döner derki; ‘Siz silahlarınızı bırakıp Kuvayi Milliyeye döneceksiniz, onlarla birlikte savaşacaksınız.”

Tarihçi Cemal Kutay ise, “Ethem iki şık arasında tercihe mecbur bırakılmıştır; Ya üzerine sevk edilen askerlere karşı koyacak kardeşkanı dökülecektir veyahut ta bırakıp gidecektir. Nereye gidebilir? Yunana. Hayır, en büyük tarihi hakikat şimdi size söyleyeceklerimdir. Ethem Yunan’a iltica etmemiştir. sadece geçiş hattı istemiştir.”

Ethem Bey hakkında bazı tarihçi, gazetecilerin görüşlerini sizlerle paylaşmak isterim:

Avni ÖZGÜREL – Gazeteci, “Elinin altında hayli maddi kaynak olmasına rağmen Yunanlılara teslim olma kararını verdiğinde cebindeki üç-beş kuruş dışında yanına bir şey almadı. Nitekim Atina’ya götürülüp tedavisine Almanya’da devam edilmesi kararı üzerine oradan ayrıldığında günlerce pekmeze ekmek banarak karnını doyurmaya çalıştığını da biliyoruz. Şurası kesindir ki Ethem’e ‘Çerkes’ lakabını takan İsmet Paşa’dır. Kendisine sorulduğunda bunu ‘övgü’ olarak kullandığını söyler; ama Ethem öyle anılmaktan rahatsızdır: ‘Hepimiz Osmanlı’ydık… Eğer milliyet ve ırk tefriki yapılmaya kalkışılsaydı bu vatanda şeceresi karışmamış kim kalırdı.’ Demiştir. Ethem’in Yozgat isyanlarını büyük bir maharet ve süratle bastırması da onu aynı yerde daha önce başarısız olmuş bazı kumandanların kıskançlık ve rekabet hislerine hedef haline getirdi. Ancak Milli Mücadele şekillenmeye başladığında bir gelişme oldu ve Mustafa Kemal’in yakın çevresinde değişiklik yaşandı. yola birlikte çıktığı kişilerden ayrıldı, mücadeleye sonradan hatta bir bakıma fazlaca inanmadan- katılan ‘emir/kumanda adamları’ (kastedilen m. kemal ve İsmet İnönü’dür) ön plana geçti. Bu değişimin Mustafa Kemal’in arzusu olmaktan çok ‘yeni gelenlerin manevrası’ olduğu yolunda işaretler var.”

Prof. Dr. Toktamış ATEŞ, “TBMM daha Ankara da çalışmaya başlamadan önce, Salihli cephesinde Yunan ilerlemesinin durdurulması ve iç ayaklanmaların bastırılmasında fevkalede önemli hizmetleri vardır. Hatta hiç abartmadan şunu söyleyebiliriz ki, Eğer Çerkes Ethem ve onun kuvvetleri olmasa idi, Ulusal Kurtuluş mücadelesi başlamadan ortadan kaldırılabilirdi.”

Yavuz BAHADIROĞLU – Tarihçi, “Çerkez Ethem’in yok edilmesine karar verilmişti de, formül aranıyordu aslında. Çerkez Ehem’de kendini feda etmemek için direniyordu… Burada Çerkes Ethem’in davranışını, hıyanetle değil olsa olsa, bir büyük fedakarlık, kendi varlığını feda eden bir oluşum olarak değerlendirmek olduğuna inanıyorum.”

Muhittin NALBANTOĞLU, “Çerkes Ethem çok büyük bir vatansever, kurtuluş savaşının ilk günlerini düşünün, bir tek kişiye ihtiyaç duyulduğu günlerde, bu adam Yunanlıları sahillere çakılı bırakıyor, Anadolu ya bırakmıyor.”

İsmet BOZDAĞ – Tarihçi, “Nerede bir yangın varsa oraya yetişen bir Çerkez Ethem kuvvetleri vardı. Batı cephesi komutanlığına atanan İsmet İnönü’nün ilk işi Çerkez Ethem’in unvanını değiştirmek olmuştur.”

Cemal KUTAY – Tarihçi, “Mondros mütarekesinden sonra ta meclisin kurulmasına kadar, ne Erzurum kongresinde, ne Balıkesir kongresinde, ne Alaşehir, ne Sivas kongresinde bulunmamış insanlar, (burada edilen kasıt mustafa kemal ve İsmet İnönü’dür) İstanbul un işgalinden sonra sığınacak yerleri kalmadığı için, mecbur kaldılar Anadolu ya geldiler. Mücadele bunun mücadelesidir. Milli mücadelede öncekiler ve sonrakiler mücadelesidir… İnsanlara Hain demek kolay, kaldı ki kendini müdafaa etme hakkından mahrumsun, kahraman demekte kolay, çünkü kimse kendisine kahraman denilmesini tekzip etmez. Bizim milli mücadelemiz kronolojisi sıhhatle yazılmamış olan bir buhran dönemidir. Ethem yanına kimseyi almadan gitmiştir ve yanındakiler gelelim diye dayatmışlardır, dövüşelim demişlerdir, ikisini de reddetmiştir. Bir kulübesi bile olmayan bir nehir kıyısında kalbi duran bir adamın, layık olmadığı halde hain damgasıyla damgalanması vicdanları rahatsız etmektedir.”

Prof. Dr. Mim Kemal ÖKE, “Merkezi otoritenin Çerkez Ethem’den sıkıntı duyması kaçınılmazdı, çünkü Anadolu da sadece bir milli direniş, sadece bir kuvayi milliye hareketi değil, bunun yanı sıra bir liderlik dövüşü de veriliyordu. İşte bu çerçevede Çerkez Ethem in büyümesi halk arasında muazzam bir kahraman olarak her girdiği yerde alkışlarla karşılanması, bazı kişileri tedirginliğe sevk etmiştir.( m.kemal ve ) İsmet İnönü’nün her zamanki tavrıyla Çerkez Ethem ve ağabeyleri aleyhinde bazı propagandalarda bulunduğunu da söyleyebiliriz…”

Son söz : Kadir Mısıroğlunun deyimiyle bu ülkenin gerçek kahramanı çerkez ethem'dir


29 Eki 2013

Cumhuriyet’in İlân şekli de tam bir rezalet idi – Kâzım Karabekir Paşa anlatıyor



Cumhuriyet’in İlân şekli de tam bir rezalet idi – Kâzım Karabekir Paşa anlatıyor

Uğur Mumcu’nun yayına hazırladığı Kâzım Karabekir’in hatıralarından okuyalım…

30 Ekim sabahı, Bahriye müfrezesi komutanı Kâzım Karabekir’e Ankara’dan açık bir telgrafın geldiğini, bu telgrafta Cumhuriyet’in ilan olunduğunu, bu nedenle yüz pare top atılmasının istendiğini bildirir. (…)

Vali Hazım Bey (Tepeytran) haberi şaşkınlıkla karşılar. Valinin Cumhuriyet’in ilânından haberi yoktur. Karabekir, hem şaşırmış hem kırılmıştır. Bu duygularını şöyle dile getirir:

“Ben hem mebus (Milletvekili) ve hem de bir ordu kumandanı olduğum halde bana da kimse birşey bildirmemişti. Bu vaziyet haklı olarak halkı da orduyu da telâş ve endişeye düşürdü. Daha dün yüreklerine ferahlık verdiğim zatlar benden bu şeklin mânâsını soruyorlardı. Bu vaziyette tabii Cumhuriyet’in ilânını ertesi günü dahi kutlayamadık.” (…)

Karabekir, Cumhuriyet’in ilânını Trabzon’da Bahriye müfreze kumandanlığından haberi almasından yakınır. Ve Başkomutan M. Kemal Paşa’yı şöyle eleştirir:

“İstiklâl Harbi’nin tehlikeli günlerinde sonuna kadar feragat, fedakâr arkadaşlarının rey ve irşadına ihtiyaç gösteren M. Kemal Paşa artık muzaffer bir başkomutan sıfatıyla maiyet komutanlarına Cumhuriyeti `dikte´ ettirmiştir. Eski arkadaşlarının rakip olabileceği endişesi ile sui şahsiyetler icadı da lâzım gelmişti; bunun için eski arkadaşlarını kötülemek lâzımdı. Bunu da hakkıyla yapmıştır.”

Kâzım Karabekir, 5 Kasım günü vapurla Trabzon’dan ayrılır. Vapur 9 Kasım günü İstanbul’da olacaktır. Vapur kaptanı yolda emir almıştır. Vapur, bir gün sonra İstanbul’da demirleyecektir.

Karabekir, bu gecikmenin nedenini halkın kendisini karşılamasına engel olunması biçiminde yorumlar.

“10 Kasım sabahı vapurumuz Boğaz’a girdi. Kavak’ta ayrı ayrı istikametlerde Rauf Bey ve Refet Paşa ve İstanbul gazete muhabirleri vapurumuza çıktılar. Her biri bir sual soruyor, beni arkadaşlarımla görüşmeye ve beş yıldan beri görmediğim şirin yerlerimizi seyr etmeye fırsat vermiyorlardı. Endişeleri Cumhuriyet’in ilân şeklinden doğuyordu.

Bir sabah top sesleriyle endişe ile uyandık. Meğer Cumhuriyet ilân oluyormuş. Ankara’dan gelen haberler M. Kemal Paşa’nın yeni toplandığı bir muhit ile tam bir `diktatörlüğe´ gittiğidir. Millî hâkimiyet yerine `şahsî hükümranlık´ kurulmuştur, istiklâlimizi kurtaranlar hürriyetimizi boğacaklar mıydı? (…)

Rauf Bey ile Refet Paşa’dan öğrendiğimde Cumhuriyet `adı altında şahsî saltanat´ kurulmuş olduğu ve halk ve matbuanın (basının) da kurtuldukları bir istibdattan (despotluktan) diğer bir yenisine düştüklerinden feryat ettikleridir.

Istiklâl Harbi’nde `Birinci derecede vazife´ görmüş bu arkadaşlar dahi sabahleyin top sesleriyle uyandıktan sonra Cumhuriyetin ilân olduğunu öğrenmişlerdir. M. Kemal Paşa, mefkuresi (ideali) olan hilâfet ve saltanat makamına geçmesini arkadaşlarının önlediğini görünce Cumhurreisliğine (Cumhurbaskanlığına) de mani olacakları endişesi ile işi sert bir kapatma suretiyle Millet Meclisi’nin daha vahim ciheti de kayd-ı hayat şartı ile mevkiinde kalabilmek için eski arkadaşlarını Cumhuriyet aleyhtarı ve padişah taraftarı göstermesidir.”

Öğle üzeri vapur Galata rıhtımına yanaşır. Rıhtımda kalabalık bir halk ve halkın önünde de resmî görevliler Karabekir’i karşılamaktadır. Halk, Karabekir’i coşkun gösterilerle kalacağı yer olan bugün İstanbul Üniversitesi’nin bulunduğu Harbiye Nezareti’nin dış kapısındaki köşke kadar getirir.

KAYNAK: Kâzım Karabekir, Kâzım Karabekir Anlatıyor, Yayına Hazırlayan: Uğur Mumcu, Tekin Yayınevi, Ankara 1993, sayfa 107 – 113.

Tarih ve Din Araştırmaları Kurumu / Kadir Çandarlıoğlu

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

OSMANLI HARİTALARI














































Ahsarla

Popüler Yayınlar Son 7 gün

Sultan İkinci Abdülhamit Han

CHP döneminde

CHP döneminde
CHP döneminde

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *